Günümüzde ‘’Tribüncülük’’ olarak bilinen herkesin bir Takım, Renk, Arma uğruna gerçekleştirdiği eylemler insanlar tarafından bu yolda ki kişilere farklı gözle bakmasına neden olmuş durumda. Dünyanın bir çok yerinde tribüncülere elit tabaka olarak bakılmasına karşıt yaşadığımız coğrafya da bu tam aksine gelişmiştir. İnsanlar tribüne gönül vermiş kişileri aksi bir yönde ele alıp onlara boş-beleş insanlar gözüyle bakıyor.
İnsanlar hayatı tek düze yaşam olarak kabul ettiği okul, iş, evlilik sıralamasında olması gerektiğini düşünüyor halbuki tribüncüler asıl hayat mücadelesini gerçek ham duyguları ve insanların karşı karşıya kalmak istemeyecekleri bir hayatla savaşıp onlardan daha gerçekçi bir hayatın içindeler. Peki insanların aslında bu denli kısrak bir hayatın içinde olduğu halde tribüncülere farklı gözle bakmasının sebebi sizce nedir? Böyle bir hayatı sevmeyeceklerini düşündükleri için mi, yoksa böyle bir hayatı yaşayacak bir parçası olacak güçlülüğü kendilerinde göremedikleri için mi hatta başka bir deyişle bu hayattan korktukları için mi?
Kim istemez ki farklı şehirlere o deplasman otobüsüyle gitmeyi veya bir maça girip 90 dakika boyunca gırtlak patlatıp rahatlamayı. İşte tam olarak insanların geri durduğu şey de bu tribüncülerin yaşadığı hayatı yaşayacak gücü kendilerinde bulamayışları. Kolay iş değil öyle bir maç için kilometrelerce yol çekmek yeri geldiğinde aç-susuz kalmak yeri geldiğinde garlarda hastanelerde uyumak hatta gittiği deplasmanda yüzünün tam ortasına bir yumruk yemek hafife alınacak bir hayat değil ki bu süre zarfında gelecekleri için hiçbir adım atmıyor olmalarını saymıyorum bile. Şimdi bu kadar kısa haliyle bile asıl farklı gözle bakılması gerekenler bu sistemin kölesi olmuş tek tip insanlar mı yoksa farklı gözle bakılan konumsuz sıfatsız olarak görünen tribüncüler mi? Şimdi siz söyleyin hangi hayat daha kolay daha rahat daha boş-beleş?
Size bir deplasman hikayemi anlatıyım bide olaya o açıdan bakın;
İstanbul’daki ağabeylerimizden haber geldi önümüzdeki bjk maçı için her temsilcilik sopalı pankartlar yapacak ve maça gelirken getirecek tamam denildi ve çalışmalara başlandı. Tabi boyasıdır çarşafıdır fırçasıdır taslağıdır hazırlandı boş bir evde maçtan 4 gün önce Bismillah deyip fırçalar boyaya batırılıp çarşafa sürüldü. Neyse 3 günlük gece-gündüz yani öyle sizin bildiğiniz kalıplaşmış gece-gündüz değil ciddi anlamda sırayla 2şer saat uyunup boyamaya devam edilen ve başından hiç kalkılmayan bir gece-gündüz şeklinde pankartlar bitirildi ve yola çıkmak için otobüse bindik. Yola çıktık ilk tekel bayiinde yapılan alışverişlerden sonra herkesin cebinde maksimum kalmıştır bir çorba parası tabi biraz alkol eşliğinde bestesi olsun şarkısı olsun makarası goygoyu iç içe dostlarla yolu bitirdik ve maç sabahı stada gelmiştik tabi hiç uyumadan, deplasman otobüsünde uyunmaz
Ağabeylerle kardeşlerle görüştükten sonra yaptığımız pankartları teslim ettik ve maç saatine kadar bir köşeye geçip beste-alkol derken zaman geldi çattı. Turnikelere gittik tabi 20 kişi gittik fakat mali durumlar olsun kültür gereği olsun aramızda biletsizler vardı toplam 5 biletimiz vardı yanlış hatırlamıyorsam . 1e 2 yaptırmamakta ısrar eden turnike görevlileriyle sürtüşmemiz sonucu biraz biber gazı birkaç jop yedikten bir süre sonra nihayet bilet sayımız 8 olmuş ve o biletlerle 13 kişi içeri sokulmuştu ben ve yanımdaki 7 kişi güvenlik güçleriyle çıkan olaylar sonucu kalabalıkta birbirimizi kaybetmiştik tabi o kadar yol geldik ne şarjım var nede arayacağım kişilerin şarjı hasbelkader bir yolunu bulup içeri girdim tabi daha maça 1 saat var içerde 13 kişi olan tayfamızı bulduktan sonra diğerlerini aramalarını ve ne yaptıklarını sormalarını istedim meğer onlarda dışarıda birbirini bulmuş ve bana ulaşmaya çalışıyorlarmış tabi güvenlik güçleri onları stadın dışına kadar göndermiş otobüsün içinde oturuyorlarmış bunu öğrendikten sonra ben ve 13 kişi stattan çıktık tribün kültürü gereği bazı kalıplaşmış kurallar vardır en önemlisi de ne olursa olsun birlikte olmak her fırsatta birbirinin arkasını kollamak yanında olmaktır bu yüzden otobüsümüze onların yanına döndük maçın bitmesini stadın sadece dış yüzeyini gören köprüden öylece dinledik maçı 1-0 kazandık bunun sevinciyle sanki o kadar şey olmamış gibi otobüsümüze dönüp memleketimize yola çıktık herkesin cebinde ki paralar toplanarak birkaç bisküvi iki tane de kola aldıktan sonra otobüste muhabbet ede ede memlekete vardık.
Şimdi düşünün normal bir insan olmak bir yerde çalışmak bir iş sahibi bir aile sahibi bir kariyer sahibi olmak çalışılarak yapılacak şeyler çünkü onların sonunda bir karşılığı olacak ama kim hiçbir menfaati olmadan veya eline hiçbir şey geçmeyeceği halde kim bu kadar cefa çeker? Genel de bize yöneltilen ve aslında açıklamasını yapsan da anlaşılmayacağı için cevap verilmeyen bir soru var. ‘’Bu takım sizin karnınızı doyuracak mı?’’
Tabi bu tamamen kafanızda şekillenmiş düşünceleri bir nebze olsun değiştirmek daha doğrusu bilgilendirmek amaçlı yapılan bir çalışma, günümüzde dünyada en gözde olarak bilinen bir tabaka var. Elitlik ve tabi elit olmayanlar . Elit denilen şeyin kelime anlamı sade bir dille anlatmak gerekirse oturup, kalkmasını bilen insanlar için kullanılan bir tabirdir ve tribüncüler dünyanın her noktasında elitlik tabakasının en üst zincirindedir başta dediğim gibi ülkemizde boş-beleş insanlar olarak sıfatlandırılsa da asıl gerçek olan şey tam aksidir. Farklı kültürler gören fazla gezen her kültürden insanlarla oturan konuşan sokaklarda gerçek hayatı yer yer yaşayan tribüncüler kabul edilmese de ülkemizde ki en elit tabakadır.
Belirli bir sistem tribüncüleri dışlıyor gibi gözükse de aslında her sistemi dışlayan tribüncülerdir. Hayata karşı bir duruş bir savaş bir çizgi ve bir vizyon sahibi insanların gerçek hayatla olan mücadelesi düşündüğünüzün çok da ötesinde bir yaşam. Son olarak söyleyeceğim genel motto ise; ‘’Veriyorsak cebimizden, harcıyorsak ömrümüzden.’’
Anlatılanlar tamamen gerçek yaşananlardır. Baturay K******* abinin izni ile alınıp düzenlenmiştir.
İnsanlar hayatı tek düze yaşam olarak kabul ettiği okul, iş, evlilik sıralamasında olması gerektiğini düşünüyor halbuki tribüncüler asıl hayat mücadelesini gerçek ham duyguları ve insanların karşı karşıya kalmak istemeyecekleri bir hayatla savaşıp onlardan daha gerçekçi bir hayatın içindeler. Peki insanların aslında bu denli kısrak bir hayatın içinde olduğu halde tribüncülere farklı gözle bakmasının sebebi sizce nedir? Böyle bir hayatı sevmeyeceklerini düşündükleri için mi, yoksa böyle bir hayatı yaşayacak bir parçası olacak güçlülüğü kendilerinde göremedikleri için mi hatta başka bir deyişle bu hayattan korktukları için mi?
Kim istemez ki farklı şehirlere o deplasman otobüsüyle gitmeyi veya bir maça girip 90 dakika boyunca gırtlak patlatıp rahatlamayı. İşte tam olarak insanların geri durduğu şey de bu tribüncülerin yaşadığı hayatı yaşayacak gücü kendilerinde bulamayışları. Kolay iş değil öyle bir maç için kilometrelerce yol çekmek yeri geldiğinde aç-susuz kalmak yeri geldiğinde garlarda hastanelerde uyumak hatta gittiği deplasmanda yüzünün tam ortasına bir yumruk yemek hafife alınacak bir hayat değil ki bu süre zarfında gelecekleri için hiçbir adım atmıyor olmalarını saymıyorum bile. Şimdi bu kadar kısa haliyle bile asıl farklı gözle bakılması gerekenler bu sistemin kölesi olmuş tek tip insanlar mı yoksa farklı gözle bakılan konumsuz sıfatsız olarak görünen tribüncüler mi? Şimdi siz söyleyin hangi hayat daha kolay daha rahat daha boş-beleş?
Size bir deplasman hikayemi anlatıyım bide olaya o açıdan bakın;
İstanbul’daki ağabeylerimizden haber geldi önümüzdeki bjk maçı için her temsilcilik sopalı pankartlar yapacak ve maça gelirken getirecek tamam denildi ve çalışmalara başlandı. Tabi boyasıdır çarşafıdır fırçasıdır taslağıdır hazırlandı boş bir evde maçtan 4 gün önce Bismillah deyip fırçalar boyaya batırılıp çarşafa sürüldü. Neyse 3 günlük gece-gündüz yani öyle sizin bildiğiniz kalıplaşmış gece-gündüz değil ciddi anlamda sırayla 2şer saat uyunup boyamaya devam edilen ve başından hiç kalkılmayan bir gece-gündüz şeklinde pankartlar bitirildi ve yola çıkmak için otobüse bindik. Yola çıktık ilk tekel bayiinde yapılan alışverişlerden sonra herkesin cebinde maksimum kalmıştır bir çorba parası tabi biraz alkol eşliğinde bestesi olsun şarkısı olsun makarası goygoyu iç içe dostlarla yolu bitirdik ve maç sabahı stada gelmiştik tabi hiç uyumadan, deplasman otobüsünde uyunmaz
Şimdi düşünün normal bir insan olmak bir yerde çalışmak bir iş sahibi bir aile sahibi bir kariyer sahibi olmak çalışılarak yapılacak şeyler çünkü onların sonunda bir karşılığı olacak ama kim hiçbir menfaati olmadan veya eline hiçbir şey geçmeyeceği halde kim bu kadar cefa çeker? Genel de bize yöneltilen ve aslında açıklamasını yapsan da anlaşılmayacağı için cevap verilmeyen bir soru var. ‘’Bu takım sizin karnınızı doyuracak mı?’’
Tabi bu tamamen kafanızda şekillenmiş düşünceleri bir nebze olsun değiştirmek daha doğrusu bilgilendirmek amaçlı yapılan bir çalışma, günümüzde dünyada en gözde olarak bilinen bir tabaka var. Elitlik ve tabi elit olmayanlar . Elit denilen şeyin kelime anlamı sade bir dille anlatmak gerekirse oturup, kalkmasını bilen insanlar için kullanılan bir tabirdir ve tribüncüler dünyanın her noktasında elitlik tabakasının en üst zincirindedir başta dediğim gibi ülkemizde boş-beleş insanlar olarak sıfatlandırılsa da asıl gerçek olan şey tam aksidir. Farklı kültürler gören fazla gezen her kültürden insanlarla oturan konuşan sokaklarda gerçek hayatı yer yer yaşayan tribüncüler kabul edilmese de ülkemizde ki en elit tabakadır.
Belirli bir sistem tribüncüleri dışlıyor gibi gözükse de aslında her sistemi dışlayan tribüncülerdir. Hayata karşı bir duruş bir savaş bir çizgi ve bir vizyon sahibi insanların gerçek hayatla olan mücadelesi düşündüğünüzün çok da ötesinde bir yaşam. Son olarak söyleyeceğim genel motto ise; ‘’Veriyorsak cebimizden, harcıyorsak ömrümüzden.’’
Anlatılanlar tamamen gerçek yaşananlardır. Baturay K******* abinin izni ile alınıp düzenlenmiştir.